Zekat ve Vergi
9. Tevbe 60. Ayet - Zekat Vergi
إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ ۖ فَرِيضَةً مِنَ اللَّهِ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ (Tevbe 9:60)
Sadakalar (zekâtlar) Allah´tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm´a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olana, yolda kalana mahsustur. Allah bilendir, hikmet sahibidir. (Tevbe 9:60)
Günümüzde zekât-vergi benzerliği veya ayrılığı konusunda bu ve benzeri mülâhazalardan hareket eden İslâm âlimlerinin iki gruba ayrılmışlardır.
1. görüş: zekât ve vergi ayrı ayrı mükellefiyetlerdir. Devlete verilen vergi, aynı maldan verilmesi gereken zekât borcunu düşürmez. Verginin zekâta benzeyen bazı yönleri bulunsa da, vergiden doğan hukukî ilişki bir borç ilişkisidir. Vergi alacaklısı geniş anlamda devlettir. Vergi borçlusu ise, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüp eden gerçek veya tüzel kişilerdir. Mükellef bu ödenmesi zorunlu vergi borcunu ödedikten sonra zekâta matrah olan servetini hesaplayıp Allah’ın emrine uyarak, zekâtını yerine getirmelidir (Karaman vd., 1998:496).
2.görüşe göre bazı İslâm âlimleri, zekâtın sosyal amaçlarını ve kamu hukukunun bir parçası olarak devlet tarafından tahsil edilmekte oluşunu göz önüne alarak ve İslâm'ın zekât emrini geniş yorumlayarak zekât ile verginin esasen aynı olması gerektiğini savunurlar.
Hz. Peygamber zekât dışında cebrî bir vergi tahsili yapmamıştır. İslâm'ın fert ve toplum hayatını bütün yönleriyle kuşatıyor olması Müslüman toplumlarda zekâtın, kamu adına yapılan bütün malî tahsilâtı temsil etmesini de zorunlu kılar.
Batı toplumlarının vergi ödemelerinde uyumu sağlayabilmek için vergiyi kutsal bir kamu ödevi olarak tanıttıkları, toplumlarını bu yönde eğitip böyle bir sağduyu oluşturmaya çalıştıkları bilinmektedir (Karaman vd.1998:497)
قال: قال رسول الله ﷺ: إن الأشعريين إذا أرملوا في الغزو، أو قل طعام عيالهم بالمدينة جمعوا ما كان عندهم في ثوب واحد، ثم اقتسموه بينهم في إناء واحد بالسوية، فهم مني، وأنا منهم[1]، متفق عليه.
Resulüllah buyuruyor ki:
'Eşariler ne güzel insanlardır,
Zorda kaldıklarında, kimde ne varsa toplarlar,
Bir sergide biriktirirler
Sonra da herkese eşit dağıtırlar. Ben onlardanım
Onlar da bendendirler' (Buhari Müslim)