اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ ﴿٦٠﴾ وَاَنِ اعْبُدُون۪يۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ﴿٦١﴾
Diyanet İşleri Meali
60,61. “Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?” (Yasin 36:60-61)
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
Rüşdüne erinceye kadar yetimin malına, onun yararına olmadıkça el sürmeyin. Ahde vefa gösterin; çünkü ahid sorumluluk doğurur. (İsra 17:34)
Diyanet Vakfı Meali وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ
Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler; (Mü'minun 23:8)
Diyanet Vakfı Meali وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْاَدْبَارَۜ وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُ۫لًا
Andolsun ki daha önce onlar, sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah'a söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz mesuliyeti gerektirir! - (Ahzab 33:15)
Ahid (عَهِدَ): Ahit vermek, sözleşmek. emretmek, Kuranda bu kelime 46 yerde geçer.
Kuranda geçen Ahid, Allah ve rasulü adına topluluğa ilişkin yapılan ahiddir. Akit, bireysel yapılan sözleşmedir . Misak, topluluğa ilişkin yapılan anlaşmadır. Bîat, el tutuşup söz vermek demektir.
Akid (العَقْد) : Karşılıklı rıza ile yapılan, iki tarafı da bağlayan hukuki ve ticari sözleşmeler ile nikah gibi akitleri ifade eder. Türkçedeki "bağlamak", "düğümlemek" kökünden gelir ve şartları kesinleşmiş anlaşmaları kapsar.
ǐḳd - Gerdanlık
ǎḳd (çoğ. ǔḳûd) - Sözleşme, antlaşma, yemin, bağlantı, sağlam söz
ǔḳde (çoğ. ǔḳad) - Düğüm. Akdedilen nikâh, yemin ve benzeri şeylerin ismidir.
Türkçe’ye girmiş türevler : akit, akide, ağda, akait, âkit, itikat, ukde
Kur'an'da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 7 kez geçer.
Osman Fırat Meali
Anne-babanın ve akrabanın mirasına bütün yakınlarını mirasçı kıldık. Yeminlerinizin gereğini de, akdettiğiniz (söz verdiğiniz) kimselere de paylarını verin. Şüphesiz ki Allah, her şeyin üzerine şahittir. (Nisan 4:33)
Elmalılı Meali : Ve dilimden ukdeyi çöz (Taha 20:27) وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ
Diyanet İşleri Meali : 27,28. “Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.” (Taha 20:27)
Elmalılı Meali : Ve o, ukdelere üfliyen neffasların şerrinden (Felak 113:4) وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ
Haydar Öztürk-Serkan Yılmaz Meali : Ara bozucuların şerrinden,
Muhammed Esed Meali : karanlık işlere düşkün ³ tüm insanların şerrinden,
İhsan Aktaş Meali : Ve kördüğümlere (felaketlere, içinden çıkılmaz belalara) üfürenlerin (bunlara neden olanların, ilişki ve sözleşmelere fesat karıştıranların) şerrinden.
Süleymaniye Vakfı Meali : ilişkilere fesat karıştıranların şerrinden
Misak : Sözlükte “güvenmek, itimat etmek” mânasındaki sika (vüsûk) veya “sağlam ve muhkem olmak” anlamına gelen vesâka kökünden türemiş bir isim olan mîsâk “kuvvetli ahid ve antlaşma” demektir. Dinî metinlerde “Allah ile peygamberler ve kullar arasında gerçekleşen antlaşma” anlamında kullanılmaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm’de sika kavramı fiil ve isim kalıplarıyla otuz âyette otuz dört defa yer almakta, bunlardan mîsâk kelimesi de yirmi üç âyette yirmi beş defa geçmektedir. Kuran'da "Ahid" geniş mânada her türlü dinî, siyasî ve sivil anlaşmayı ifade etmekte (bk. AHİD), mîsâk ise daha ziyade dinî mahiyette ve bir nevi kayda bağlanmış veya pekiştirilmiş sözleşmeye işaret etmektedir.
Bazı müfessirlere göre ahid kelimesiyle Allah’ın kullarını sorumlu tuttuğu bütün emir ve nehiyler, mîsâk ile de bunları tekit eden deliller kastedilmektedir (Fahreddin er-Râzî, XIX, 46; Kurtubî, IX, 307-308).
اَلَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪ۖ وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Elmalılı Meali : ki Allahın ahdini misak ile bağlandıktan sonra bozarlar, Allahın vaslını emrettiğini kat'ederler ve yer yüzünde fesad yaparlar, işte bunlar hep o husrana düşenlerdir. (Bakara 2:27)
Haydar Öztürk-Serkan Yılmaz Meali : Birbirinizle içli dışlı olmuşken ve o kadınlar sizden sağlam bir misak (:kesin bağlayıcı söz) almışken, verdiğinizi nasıl olur da geri alabilirsiniz? (Nisa 4:21)
Elmalılı Meali : Onlar ki Allahın ahdine vefâ ederler ve misâki bozmazlar (Ra'd 13:20)
İsmail Yakıt Meali : Size ne oluyor da elçi sizi Rabbinize inanmaya çağırıp durduğu hâlde, Allah’a inanmıyorsunuz? Hâlbuki O, sizden söz almıştı [mîsâkakum].⁸ Eğer inanırsanız. (Hadid 57:8)
Zimme / Zimmet (الذِّمَّة) : Bir anlaşma neticesinde sağlanan güvence, himaye ve koruma sözü anlamına gelir. Kur'an'da 2 kez anlaşma anlaminda geçer (Tevbe 8 ve 10) genellikle de toplumsal barış anlaşmalarında tarafların birbirine verdiği emniyeti temsil eder. 3 kez de "mezmum ; kınanmış" anlaminda geçer. (İsra 18, 22 ve Kalem 49).
Diyanet Vakfı Meali لَا يَرْقُبُونَ ف۪ي مُؤْمِنٍ اِلًّا وَلَا ذِمَّةًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ
Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir. (Tevbe 9:10)
Îlân / İll (الإِلّ) : Akrabalık bağı, komşuluk hakkı veya iki taraf arasında yapılan yeminli antlaşma anlamına gelir. Kur'an'da 2 kez geçer ve genellikle "zimme" kelimesiyle birlikte, müşriklerin müslümanlara karşı antlaşma kurallarına riayet etmediğini anlatırken kullanılır.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri) ..... كَيْفَ وَاِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا ف۪يكُمْ اِلًّا وَلَا ذِمَّةًۜ
Verdikleri söze nasıl güvenilebilir ki? Şayet size galip gelselerdi, yakınlık bağını da antlaşma hükümlerini de sizin için gözetmezlerdi. (Tevbe 9:8)
Islah (الإصْلَاح): İki farklı tarafın arasını düzeltmek, onları barıştırmak ve ortak bir noktada buluşturmak suretiyle ittifak sağlamayı ifade eder.
Elmalılı Meali ..... وَاِنْ طَٓائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اقْتَتَلُوا فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَاۚ
Ve eğer Mü'minlerden iki taife çarpışırlarsa hemen aralarını bulun barıştırın (Hücurat 49:9)
Bîat : El tutuşup söz vermek demektir. Bağlılık yemini yapmak üzere ellerin birbirinin üzerine konulması işlemi”dir. Bağlılığını bildirmek, birlikte hareket edeceğine, her koşul ve durumda yanında yer alacağına dair söz vermek.
Âyette, Hudeybiye’de müslümanların, Hz. Peygamber’e bağlılık göstereceklerine, gerektiğinde onunla birlikte savaşacaklarına dair söz vermeleri kastedilmektedir. Bu olay, İslâm tarihinde “Bey’atu’r-Rıdvan” diye anılır.
Diyanet İşleri Meali
Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar.[496] Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir. (Fetih 48:10)
Diyanet İşleri Meali
Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek,[541] hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Mümtehine 60:12)