وَلَوْ نَشَٓاءُ لَطَمَسْنَا عَلٰٓى اَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَاَنّٰى يُبْصِرُونَ ﴿٦٦﴾
Diyanet Vakfı Meali: Dilesek onların gözlerini büsbütün kör ederdik. O zaman doğru yolu bulmaya koşuşurlar, ama nasıl göreceklerdi? (Yasin 36:66)
Mehmet Türk Meali: Eğer dileseydik, gözlerini kör ederdik, böylece onlar da îmana gelmek için yarışırlar, fakat (yollarını) bir türlü göremezlerdi. (Yasin 36:66)
*Bu âyet, “Eğer dileseydik, hak yoldan saptırırdık, böylece onlar hidâyete ulaşmak için yarışırlardı, fakat bir türlü (hak yolu) bulamazlardı” şeklinde de tercüme edilebilir.
Muhammed Esed Meali
EĞER [insanların doğru ile yanlışı ayırd edememelerini] dilemiş olsaydık, onları görüp anlama melekesinden yoksun bırakırdık ³³ da [doğru] yoldan hep şaşarlardı: ama [öyle olsaydı] onlar [doğruyu] nasıl görebilirlerdi? (Yasin 36:66)
* Lafzen, “onların gözlerini kör ederdik”: “onları manevî olarak kör yapardık” ve dolayısıyla, onları her türlü ahlakî sorumluluk duygusundan yoksun bırakırdık ve bu da insan hayatındaki bütün manevî değerlerin inkarına yol açardı anlamına gelen mecazî bir ifade. (Karş. 2:20 -“Şayet Allah dileseydi onların işitme ve görme yeteneklerini ellerinden alabilirdi”.)
Bu örnekte -20:96’da olduğu gibi- besura fiili (lafzen, “o görür oldu” veya “gördü”), “[bir şeyi] zihnî olarak/aklen kavramak” anlamında kullanılmıştır. Taberî’nin rivayetine göre, İbni ‘Abbâs, ennâ yubsirûn ifadesinin “onlar gerçeği nasıl kavrayabilirler” anlamına geldiğini söylemiştir.
Muhammed Esed Meali: Çakan şimşekler neredeyse gözlerini alıverir; ışık verince hareket ederler, karanlık üzerlerine çökünce oldukları yerde çakılıp kalırlar. Şayet Allah dileseydi, onların işitme ve görme [kabiliyet]lerini ellerinden alabilirdi: ¹² Çünkü Allah her şeye kâdirdir. (Bakara 2:20)
Süleymaniye Vakfı Meali: Düzeni farklı kursaydık[*] gözlerini silme kör ederdik; arkasından yola gelme yarışına girerlerdi ama nereden göreceklerdi ki? (Yasin 36:66)
* لَوْ نَشَاء 'nün anlamı "şey etsek ama etmeyiz"dir. Yani koyduğu kanunun (sünnetullah) dışına çıksak, ama çıkmayız, demek olur. Ayete yukarıdaki anlamın verilmesinin sebebi budur.
Tamese: "tamese" (طَمَسَ) fiili, iki temel anlama gelir:
1. İzleri Silmek, Dümdüz Etmek ve Kör Etmek (Yasin, Nisa, Mürselat Suresi)
Arapça dil bilgisine göre tamese, bir şeyin izini tamamen silip yok etmek, belirtilerini ortadan kaldırmak demektir. Kur'an'da bu anlamda şu şekillerde yer alır:
Gözlerin Silinmesi (Kör Edilme): Yasin Suresi 66. ayette "Dilesek onların gözlerini büsbütün siler kör ederdik (letamesnâ)..." ifadesi geçer. Buradaki tamese, göz çukurunun dümdüz edilerek görme yetisinin ve izinin tamamen yok edilmesi anlamındadır.
Yüzün Dümdüz Edilmesi: Nisa Suresi 47. ayette "Biz birtakım yüzlerin izlerini silip dümdüz etmeden (natmise)..." buyrulur. Ayette, isyan edenlerin cezalandırılarak yüz hatlarının (göz, burun, ağız) tamamen silinip ense gibi dümdüz yapılması kastedilir.
Yıldızların Işığının Sönmesi: Mürselat Suresi 8. ayette "Yıldızların ışığı silinip söndüğü zaman (tumiset)..." ifadesinde, yıldızların parıltısının tamamen silinmesi anlamında kullanılmıştır.
2. Dokunmamak, El Sürmemek (Rahman Suresi)
Kelimenin ikinci ve en çok merak edilen anlamı, cennet kadınlarının (hurilerin) saflığını ve temizliğini anlatırken karşımıza çıkar:
Rahman Suresi 56. ve 74. ayetlerde geçen "lem yatmishünne" (لَمْ يَطْمِثْهُنَّ) ifadesi bu kökten gelir.
Bu ayetlerde kelime; "onlara daha önce hiçbir insan ve cin dokunmamıştır, el sürmemiştir, ilişkiye girmemiştir" anlamına gelmektedir. Cennet ehli için hazırlanan eşlerin tamamen saf, tertemiz ve el değmemiş olduğunu vurgulamak için bu ifade kullanılmıştır.
Özetle, kelime olumsuz bağlamda "izleri silip yok etmek/kör etmek", cennet tasvirlerinde ise "hiç dokunulmamış/bakire" anlamlarını taşır.
وَلَوْ نَشَٓاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلٰى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ۟ ﴿٦٧﴾
Diyanet Vakfı Meali: Eğer dilesek oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi ne de geri gelmeye! (Yasin 36:67)
Cemal Külünkoğlu Meali: Yine eğer (doğru ile yanlış arasında seçim yapma özgürlüğünden yoksun olmalarını) dileseydik, onları kesinlikle farklı bir tabiatta yaratırdık. Ve bulundukları yerde (sabitleştirirdik de) ne bir adım ileri gidebilir (ve herhangi bir arzularını gerçekleştirebilir), ne de önceki hallerine (ve ayrıldıkları yerlere geri) dönebilirlerdi. (Yasin 36:67)
Mehmet Okuyan Meal: Dileseydik oldukları yerde şekillerini değiştirirdik de ileri gitmeye güç yetiremezlerdi ve geri de dönemezler(di)! (Yasin 36:67)
*Bu ayet şöyle de tercüme edilebilir: “Dileseydik, onları bulundukları yere çakardık da ne ileri gidebilirlerdi ne de geri dönebilirlerdi!”
Muhammed Esed Meali: Eğer [doğru ile yanlış arasında seçim yapma özgürlüğünden yoksun olmalarını] dilemiş olsaydık, onları kesinlikle farklı bir tabiatta yaratırdık ³⁵ ve bulundukları yerde [kökleştirirdik ki] ne ileri gidebilsinler, ne de geri dönebilsinler. (Yasin 36:67)
Lafzen, “onları değiştirirdik” [veya “dönüşüme uğratırdık”]. Yani, Allah insanların irade veya ahlakî tercih özgürlüğüne sahip olmamalarını dileseydi, onları başından beri manevî ve ahlakî olarak durağan bir tabiatta yaratır, içgüdülerinin pençesinde (“bulundukları yerlerde”) hareket edemez şekilde tutar; kendini geliştirme dürtüsünden yoksun ve olumlu gelişmeler sağlamaktan yahut, yanlış yolları terk etmekten aciz bırakırdı.
Mesaha (مَسَخْ ) Kelmesi Kuranda sadce bu ayette geçer. Bir şeyin şeklini değiştirmek anlamına gelir.
Mekanetihim (عَلٰى مَكَانَتِهِمْ) “kendi konumlarına göre” anlamı verilen ‘ala mekânetihim ibaresindeki mekân fizikî değil, tıpkı 6:135; 11:93 ve 121’de olduğu gibi mânevîdir. Yani insanın hayata ve kendine biçtiği “değer” ve “konum” ile ilgilidir. Zaten kelimenin türetildiği kök olan kevn de “oluş” anlamına gelir. (Mustafa İslamoğlu Yasin 67. Ayet Açıklaması)
Mudiyyen (مُضِيًّا ) Kelmesi Kuranda 5 yerde geçer.
Mudıyyen (مُضِيًّا) ileri anlamında Yasin 67. Ayette, Medat (مَضَتْ) ileride yine başlamak anlamında Enfal 38. Ayette, Vemdu (وَامْضُوا) ilerleyin anlamında Hicr 65. Ayettei Emdıye (أَمْضِيَ) ilerlerim anlamında Kehf 60. Ayette, Meda (مَضَىٰ) geçmiş, mazi anlamında Zuhruf 8. Ayette geçer.