Adilcevaz, Van Gölünün en güzel sahillerine sahiptir. Yüzölçümü 812 km2, rakımı ise 1.650 m. İlçeye bağlı 1 belde, 28 köy ve 7 mezra bulunmaktadır. Merkez nüfusu 14.734 toplam nüfusu ise 30.917’ dir. Ceviziyle meşhur olan ilçenin ekonomisi tarım ve hayvancılık üzerinedir.
Bölgeye Müslüman orduları ilk defa Hz. Ömer’in halifeliği döneminde ayak basar. Halifenin komutanı İyaz Bin Gamen 640'da Adilcevaz'ı Bizans’ın elinden alır. Daha sonra 675'de Emevi Sultanı Hz. Muaviye İstanbul’u kuşatmaya giderken geçici bir süre Adilcevaz'a hakim olur.
Bölgenin tam olarak Türklerin eline geçişi 26 Ağustos 1071 tarihindeki Malazgirt Meydan Savaşı’ndan sonra.
Kan Kardeşliği geleneğinin Adilcevaz‘dan çıkmış; zamanında Adilcevaz’da yaşayan İskitliler, yemin törenleri sırasında büyük bir kaba şarap koyar, söz verecek kişilerde bileklerini keser birkaç damla kanlarından karıştırıp içerlermiş. Tıpkı Türklerde olduğu gibi gibi. Zamanla şarabın yerini kımız almış.
Adilcevaz Tuğrul Bey Camii (Zal Paşa Camii) (1572)
Ahlat - Erciş yolu güzergahı üzerinde Adilcevaz ayırımı üzerinde yer alır. Güneyinde Van Gölü, kuzeyinde Adilcevaz kalesi, batısında Adilcevaz yol ayrımı, doğusunda engebeli arazi bulunmaktadır. Osmanlıya ait vakfiyelerde, 1572'de Zal Paşa Caminin inşaatına Mimar Sinan tarafından başlandığı ve 1580’de tamamlandığı belirtilmektedir. 1965'de restore edilmiş ve günümüzde ibadete açıktır.
Adilcevaz Siğil Gölü ve Kanlı Taş
Siğili gidermek için bu su kullanılır. Yanındaki dut ağacının meyveleri şifa amacıyla yenilir. Alacaatlı mezarlığındadır.
Urartu kaya mezarlarının en çarpıcı örnekleri başkent Tuspa’da yer alır. Bunlar sıtadel kısmından ulaşılabilen çok odalı, büyük boyutlu mezar kompleksleridir. 250 yıllık egemenlik sürecinde, başta Van Gölü Havzası olmak üzere, mimariden küçük el sanatlarına uzanan homojen bir kültürel yapı oluşturan Urartular bölgede birçok "ilk"in de temsilcisi olmuşlardır. Kurdukları kentler; saraylar, depo yapıları, mezarlar ve tapınakların yer aldığı sitadel ve bununla bağlantılı aşaği yerleşme ile oldukça geniş alanlara yayılıyordu. Urartuların Yakındogu’nun en becerikli mimarlarından olduğunu söyleyebilecek durumdayız. Yine çanak çömlek ve özellikle maden teknolojisi ve işlemedeki becerileri de dikkat çekicidir. Urartuların Doğu Anadolu'ya getirdikleri yeni anlayışın bir yansıması da mezar mimarisi ve gömü adetlerinde izlenebilmektedir.