اَوَلَمْ يَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ ﴿٧٧﴾ وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُۜ قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِيَ رَم۪يمٌ ﴿٧٨﴾ قُلْ يُحْي۪يهَا الَّذ۪ٓي اَنْشَاَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍۜ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَل۪يمٌۙ ﴿٧٩﴾ اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا فَاِذَٓا اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ ﴿٨٠﴾
Elmalılı Meali
77. Görmedi mi o insan? biz onu bir nutfeden yarattık da şimdi o çeneli bir çekişgen kesildi.
*O, insanı bir damla sudan yarattı. Fakat bakarsın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir. (Nahl 16:4)
*De ki: Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde biraraya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler. (Casiye 45:26)
Hâlık (خلق) (yaratma) : Hem "yoktan var etmek" hem de "bir şeye ölçü ve şekil vermek" demektir. Kul için kullanıldığında sadece "planlamak, şekil vermek" (mecaz) anlamındadır.
*Mutlak Yaratma (Hâlık): Yoktan var etmek, bir şeyi benzersiz ve önceden bir örneği olmadan meydana getirmektir. Bu güç sadece ve sadece Allah'a aittir. Kulun böyle bir yaratma gücü yoktur.
*Mecazi/Beşeri Yaratma: Var olan maddeleri, yetenekleri ve enerjiyi kullanarak yeni bir form, eser veya sentez ortaya çıkarmaktır. İnsanların bir sanat eseri, yeni bir teknoloji veya edebi bir parça ortaya koyması dil bilgisinde ve mecazi olarak "yaratıcılık" veya "yaratma" olarak adlandırılabilir.
Kur'an'da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 261 kez geçer. Kur'an'da da Allah dışındaki varlıklar için de bu kelimenin türevleri kullanılmıştır:
Hz. İsa'nın Mucizesi (Âl-i İmrân, 49): Hz. İsa, "Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey yaratırım (ahluku), ona üflerim de Allah'ın izniyle kuş oluverir" der. Buradaki yaratma, var olan çamura şekil vermektir ve Allah'ın izniyle gerçekleşir.
Mü'minûn Suresi, 14. Ayet: Allah kendisi için "Yaratanların en güzeli" (Ahsenü'l-hâlıkîn) ifadesini kullanır. Bu ifade, mecazi anlamda bir şeyler "vareden/şekillendiren" insanlar ile mutlak yaratıcı olan Allah arasındaki kıyaslanamaz farkı ortaya koyar.
Mü'minûn Suresi, 14. Ayet: İnsanın anne karnındaki biyolojik yaratılış evreleri anlatıldıktan sonra şöyle buyrulur: "...Yapıp yaratanların en güzeli (Ahsenü'l-hâlıkîn) olan Allah ne yücedir!"
Sâffât Suresi, 125. Ayet: Hz. İlyas, kavminin "Ba'l" adındaki puta tapmasını eleştirirken bu kalıbı kullanır: "Yaratanların en güzelini (Ahsenü'l-hâlıkîn) bırakıp da Ba‘l’e mi tapıyorsunuz?"
*Arapçada "halk" kelimesinin kökeninde "uydurmak, zihinde tasarlamak" anlamı da vardır. Ankebût Suresi, 17. Ayet: Hz. İbrahim kavmine putların acizliğini anlatırken, onların uydurduğu yalanlar için bu kelimeyi seçer: "Siz Allah'ı bırakıp ancak birtakım putlara tapıyorsunuz ve yalan uyduruyorsunuz (tehlukûne ifken).
Hadislerde insanların yalan kurgulamaları bu kelimeyle ifade edilir: Hadis: Hz. Aişe, kendisine atılan iftira (İfk Hadisesi) sürecinde münafıkların ürettiği yalanlar için şöyle demiştir: "Bu, uydurulmuş/kurgulanmış bir sözdür (halkun müfterâ).
*Türkçedeki "yaratmak" kelimesinin kökeni, Eski Türkçe olan "yarat-" fiiline dayanır; "düzenlemek, uygun hale getirmek, donatmak, şekil vermek, hazırlamak". Türkçe’ye girmiş türevler: halk, halayık, halik, hilkat, hulk (ahlak), mahluk.
*Bir insan için "Bu mimar harika bir proje yarattı" veya "moda yaratıcısı" denildiğinde, buradaki niyetin "yoktan var etmek" olmadığı (şekil vermek/tasarlamak kastedildiği) açıktır. Bu yüzden İslam hukukuna göre bu tür ifadeler küfür (dinden çıkma) sayılmaz. Yaratmak yerine şöyle de denebilir; İcat etmek (Yeni bir mekanizma bulmak). İnşa etmek / Tasarlamak (Mimari ve sanat için), Üretmek / Meydana getirmek (Sanayi ve fikir için).
Hasim (خ ص م) : Tartışmaya girmek, mantıklı veya geçerli zannederek itiraz etmek/dava açmak, dinleyicinin iddiasından/taleplerinden/iddiasından vazgeçmesine neden olabilecek bir şey söylemek, bir tartışmada birini alt etmek, düşmanlaştırmak, bir şeyi bir şeyin kenarına/yanına veya köşesine koymak. Kur'an'da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 18 kez geçer.
78. Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: kim diriltir o kemikleri onlar çürümüşken? dedi.
*Remîm (رمیم) : Arapça kaynaklarda çürümüş, ufalanmış, çürük (özellikle insan veya hayvan kemiği) anlamlarına gelir. Kur'an-ı Kerim'de (Yâsîn 78. ayet) "çürümüş kemikler" (izâmün remîm) ifadesinde ve Zariyat 42. ayette (Nereye uğradıysa orayı çürümüş çer çöpe çevirmişti) diye geçer. Farsçada "ram" boyun eğmek demektir.
Öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden Übey b. Halef çürümüş bir kemik alıp elinde ufaladıktan sonra Resûlullah’a dönerek: «Allah’ın, bu çürümüş kemikleri tekrar dirilteceğine mi inanıyorsun?» dedi. Rasûlullah (s.a.), «Evet, seni diriltecek ve cehenneme sokacak» diye cevap verdi. Bunun üzerine 77 ve 78. âyetler nâzil oldu. (Diyanet Vakfı Tefsiri)
(Kâfirlerin ileri gelenleri, alay ederek kavimleri içindeki insanlara şöyle dediler:) “O size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını hâline geldiğiniz zaman, (kabirlerinizden diri olarak) çıkarılacağınızı mı vadediyor? (Muminun 23:35)
*“Biz ölüp, toprak olduktan sonra mı diriltileceğiz? İşte bu mümkün olmayan bir dönüştür.” dediler. (Kaf 50:3)
*Biz ilk yaratmadan âciz mi kaldık (ki tekrar diriltmekten âciz kalalım)! Hayır! Onlar yeniden yaratılış hususunda şüphe içindedirler. (Kaf 50:15)
*Kâfirler: “Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra, gerçekten de diriltilip çıkartılacak mıyız?” dediler. (Neml 27:67)
*(Mekkeli müşrikler diyorlar ki:) “Bu (önümüzde bulunan ölüm,) bizim ilk (ve tek) ölümümüzdür. Biz diriltilecek de değiliz. Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin (de görelim)!” (Duhan 44:35)
*«Toprağın içinde kaybolduğumuz zaman, gerçekten (o vakit) biz mi yeniden yaratılacağız?» derler. Doğrusu onlar Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler. De ki: “Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek. Sonra Rabb’inize döndürüleceksiniz. (Secde 32:10-11)
*İnsan, kemiklerini toplayıp birleştiremeyeceğimizi mi sanıyor? Evet bizim, onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter. Bilakis, insan önündekini/kıyameti yalanlamak ister. “Kıyâmet Günü ne zamanmış?” diye sorar. İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir. (Kıyame 75:3-10)
*Onlar şöyle diyorlar: “Biz eski halimize mi döndürüleceğiz? Çürümüş kemikler haline geldikten sonra mı? Öyleyse bu hüsran dolu bir dönüştür.” Bu dönüş sadece bir seslenmeye bakar. Birden bire kendilerini mahşerde buluverirler. (Naziat 79:10-4)
*Dediler ki: “Biz bir yığın kemik, bir yığın ufantı olduğumuz zaman mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?” De ki: İster taş olun, ister demir, isterse gözünüzde büyüyen herhangi bir mahlûk! (Bunlar, Allah'ın sizi yeniden diriltmesini güçleştirmez.) Diyecekler ki: «Bizi tekrar (hayata) kim döndürecek?» De ki: Sizi ilk kez yaratan. Bunun üzerine onlar sana alaylı bir tarzda başlarını sallayacak ve «Ne zamanmış o?» diyecekler. De ki: Yakın olsa gerek! (İsra 17:49-51)
*«Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?». «İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?». De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz). O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar. (Saffat 37:16-19)
*“Ölen kimseyi Allah'ın diriltemeyeceği” üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, Allah buna gerçekten söz vermiştir. Fakat insanların çoğu bilmezler. (Nahl 16:38)
*İnsan: “Öldükten sonra gerçekten yeniden diriltilecek miyim?” diyor. Oysaki daha önce hiçbir şey değilken, kendisini yoktan var ettiğimizi düşünmüyor mu? Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz. (Meryem 19:66-68)
*İnkâr edenler, kesinlikle diriltilmeyeceklerini ileri sürdüler. De ki: Hayır! Rabbime andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah'a göre kolaydır. (Teğabun 64:7)
*(Resûlüm! Kâfirlerin seni yalanlamalarına) şaşıyorsan, asıl şaşılacak şey onların: «Biz toprak olduğumuz zaman yeniden mi yaratılacağız?» demeleridir. İşte onlar, Rablerini inkâr edenlerdir; işte onlar (kıyamet gününde) boyunlarında tasmalar bulunanlardır. Ve onlar ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacaklardır! (Ra'd 13:5)
*De ki: Size öyle bir gün vâdedilmiştir ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz. (Sebe 34:30)
79. De ki onları ilk defa inşa eden diriltir ve o her halkı bilir.
*Bu ayette sözü edilen anlam “yaratılanı” bilmekten ziyade, Yüce Allah’ın her türden “yaratma”yı ve yaratmanın özelliğini bilmesidir; çünkü konu “yaratma”yla ilgilidir.
*De ki: “İster taş olun, ister demir. İsterse aklınıza imkansız gibi görünen herhangi bir yaratık!” Diyecekler ki: “Bizi hayata kim döndürecek?” De ki: “Sizi ilk defa yaratan.” Bunun üzerine onlar sana alaylı bir tarzda başlarını sallayacak ve “Ne zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Yakın olsa gerek.” (İsra 17: 50-51)
47,48,49,50. Şöyle diyorlardı: “Ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra mı yeniden diriltileceğiz? Eski atalarımız da mı?” De ki: “Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de, belli bir günün randevusunda bir araya getirileceklerdir.” (Vakıa 56:47-50)
*Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. (Mülk 67:14)
*O ölüden diri, diriden ölü çıkarır ve toprağa ölümünden sonra hayat verir, sizler de işte öyle çıkarılacaksınız. (Rum 30:19)
*İnsanoğlu kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanıyor? O, akıtılan bir meni damlası değil miydi? Sonra döllenmiş hücre. Bu safhada Allah onu yaratıp ona şekil vermişti. Ondan iki cinsi, erkeği ve dişiyi var etmişti. Bunları yapan Allah'ın, ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? (Kıyame 75:36-40)
*Sizi yeryüzünde yaratıp, çoğalmanızı sağlayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız. Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun eseridir. Hâla aklınızı kullanmaz mısınız! (Muminun 23:79-80)
80. O ki size yeşil ağaçtan bir ateş yaptı da şimdi siz ondan tutuşturup duruyorsunuz.
*Yasin sresi 80. ayetle ilgili yorumlar :
Klasik müfessirler (İbn Kuteybe ve diğerleri), Arabistan’da yetişen “merf” ve “afâr” isimli iki ağaçtan birbirine sürtmekle ateş yakmaları kastedildiğini söylerler. Bazıları yağı yakıldığında aydınlatma aracı olarak kullanıldığından zeytin ağacıdır demişlerdir.
Günümüzde ise yer altında milyonlarca yıl kalmış ağaç kütlelerinin zamanla petrol ve kömüre dönüştüğünü bizim de onları yaktığımızı söylerler. Bazıları da yeşil ağaçların oksijen ürettiğini, dolayısıyla ateşin yanması için de oksijene ihtiyaç olduğunu, oksijensiz ortamda yanmadığını söyleyerek ayeti açıklamaya çalışırlar.
Bu ayete Maturidî şöyle bir yorum yapar: “Yeşil ağacın yeşilliği ancak sudan hâsıl olur, su ise ateşi söndürür, ateş de odunu yakar. Bu iki zıt şeyi birleştirmeye, onlardan her birini diğerinin baskısından korumaya kâdir olan varlık, insanları tekrar yaratmaya da kâdirdir ve hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz.”
Nûr 24:43’te de belirtildiği gibi aslında bir ateş bileşimi olan şimşek ve yıldırımın yaratıldığı ortamdan ateşin zıddı olan su, dolu şeklinde buz olarak yaratılmaktadır. Yâsîn 36:80’de ise bu defa yeşil yani yaş, ıslak, sulu olan ağaçlardan, onların birbirine sürtünmesinden suyun zıddı olan ateş yaratılmaktadır.
Zamahşerî de bu konuda Arapların bir atasözü olduğunu belirtiyor:“Fî kulli şecerin nârun” (Her ağaçta bir ateş vardır).