1925 tarihli Beşiktaş Jimnastik Kulübü Nizamnamesi
İlk adı "Bereketiko Jimnastik Kulübü (BJK)". sonra "Osmanlı Beşiktaş Terbiye-i Bedeniye Mektebi", Şimdiki adı da "Beşiktaş Jimnastik Kulübü (1903)"
1890 -1920'lerde Dünya Savaşı ve İstanbul -'un işgali yıllarında İngiliz, Fransız, Rum ve Siyonistler Türkiye içinde istihbarat toplamak, toplumsal olayları tasarımlamak için birçok spor kulübü kurmuştu. Sadece bir örnekle geçecek olursak, Yunan ligi takımlarından AEK, Rum faaliyetleri için İstanbulda kurulmuştu. Tüm bu casus faaliyetlerinin içinde Abdülhamit Hanın Türkiyede yapılacak operasyonlar için kurdurduğu bir kulüp vardı ki gerçek tarihi bizde pek anlatılmaz. Bu kulübün adı Bereketiko Jimnastik Kulübüdür (BJK). Şimdiki adıyla yazacak olursak Beşiktaş Jimnastik Kulübü.
Fenerbahçe Kulübü'nün kurucularını bir araya getiren etken her birinin Kadıköylü ve ağırlıklı olarak Saint Joseph Lisesi çıkışlı olmalarıydı. Galatasaray ise gene Robert koleji tarafından Fransız lisesi ile kuruldu ajanlık faliyetlerinde bulundu hatta Fransızlar Osmanlı topraklarindan gittiğinde Galatasaray lisesine teşekkür mektubu bıraktı desteklerinden dolayı GS bunu müzede sergiledi 70-80 yıl kadar .Türkiye'nin ilk spor kulübü olan Beşiktaş'ın kurucularını bir araya getiren etken ise tümüne yakınının Çerkes-Abhaz-Çeçen asıllı ve savaşçı ruhlu gençler olmasıydı. Bir önemli etken daha var ki diğer kulüplerde bunu pek göremiyoruz; Beşiktaş'ı kuran bu gençlerin birçoğu birbirleriyle akrabaydı.
Şimdilerde herkes, ünlü komitacı Fuat Balkan'ın Beşiktaş Kulübü'nün 1 numaralı üyesi olmasından dolayı BJK Kulübü'nün kurucusu olduğunu zannediyor. Halbuki yanlıştır. Beşiktaşı kuran kişi kulübün 4 numaralı üyesi olan Mehmet Şamil Şhaplı 'ydı. Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün ilk kurulduğu gündeki ismi Bereketiko Jimnastik Kulübü'ydü.
Bereketiko Kafkasya'nın en büyük savaşçılarından biri kabul edilen Şhaplı Kubilayko Muhammed'in torunu ve Mehmet Şamil'in de baba tarafından dedesiydi. Tam adı Bereketiko Hasan'dı ki o da namlı bir savaşcıydı.
Kulübü kuran Çerkes gençlerden her biri kurdukları spor teşkilatına onun Kafkasya'da nam salan ismini vermekten onur duyarak Bereketiko Jimnastik Kulübü demişlerdi.
Daha sonra isim Bereketiko Jimnastik Kulübü, Osmanlı Beşiktaş Terbiye-i Bedeniye Mektebi ve en son Beşiktaş Jimnastik Kulübü olarak değişecekti. Avrupalı büyük güçlerin ve İstanbulda yaşayan azınlıkların kurdukları spor kulüplerini bir istihbarat merkezi olarak kullanmalarına cevap niteliğinde olan Besiktaş'ın kurucuları arasında Abdülhamit Han'ın özel muhafızı olan namı diğer Boksör Kenan da vardı.
Bugün Beşiktaş tutkunu olduğunu söyleyen bazı gençlerin bile ismini bilmediği Mehmet Şamil Shaplı, Osman Ferit Paşa'nın oğluydu. Osman Paşa, Osmanlı'nın gözü gibi baktığı mübarek Medine'nin Osmanlı tarafından atanan muhafızıydı. Sultan Abdülhamit tarafından bu göreve layık görülmüş. Medinede bulunduğu sıralarda Kafkasya'nın en büyük savaşçısı olan Şeyh Şamil'in oğlu Gazi Muhammed Paşa ve ailesiyle sık sık görüşme fırsatı bulmuş. Bu görüşmeler nihayetinde oluşan yakınlıkla Gazi Muhammed Paşa'nın tek kızı olan Emire Nefiset Hanım ile evlenmiş. Bu evlilikten doğan 11 çocuktan Hüseyin Bereket, Hamza Osman Erkan ve Mehmet Şamil Şhaplı Beşiktaş'ın gerçek kurucularıydı. Yani Beşiktaş'ı kuran gençler, Kafkas dağlarının en büyük iki savaşçısı olan Kubilay Muhammed ve Şeyh Şamil'in ortak torunuydu.
Bu iki müthiş savaşçıya Kafkas halkları tarafından verilen unvan ise "Kafkas Kartalı" idi. Bu bağlamda kurucularının hepsi Kafkasyalı Çerkes-Abhaz-Çeçen kökenli olan Beşiktaşa sembol olarak Kartal'ın seçilmesi asla tesadüf değildi. Beşiktaş'ın kuruluşuna hâkim olan güçlü Çerkes damarı hâlâ yaşıyor mu diye merak edenleriniz olabilir. Beşiktaş'ın onursal başkanı olan eski MİT mensubu rahmetli Süleyman Seba Abhaz kökenlidir dememiz en anlamlı cevap olacaktır.
Bugün pek anlatılmasa da bağımsızlıkçı bir ideal üzerine kurulan Beşiktaşın gençleri çok büyük hizmetlerde bulunmuştu. Mesela Beşiktaş Kulübü'nün bir numaralı üyesi olan Fuat Balkan, Teşkilat-ı Mahsusa tarafından İngilizlere karşı Hindistan Müslümanlarını örgütlemek için bölgeye gönderilmişti. Fuat Balkan'ın sıkı ilişkiler içinde bulunduğu ve aynı hücrede görev yaptığı Muhammed Ali Cinnah yıllar sonra Hindistan'dan ayrılarak Pakistan İslam Cumhuriyeti'n kuracaktı. Cinnah'ın hücredeki kod adı ise Bozkurt'tu.
Pakistan İslam Cumhuriyeti bayrağında yer alan ay yıldız bir Teşkilat-ı Mahsusa yadigârıydı. Fuat Balkan'ın bölgede yaptığı faaliyetler Hint Hilafet Komitesi Müslüman Hintliler arasında müthiş bir sempati doğurmuştu. Öyle ki Osmanlı Devleti zor durumda kaldığında İngiliz propagandasının kandıramadıgı birçok Hintli Müslüman maddi ve manevi desteklerini esirgememişti. Bu gençlerden biri olan Abdullah Paşaveri ceketini satarak Türk ordusuna gönüllü yazılan bir büyük kahramandı ki mezarı bugün Beşiktaş Maçka Kabristanı'nda bulunmaktadır.
Beşiktaş Kulübü'nün renkleri kırmızı-beyazken Balkanların kaybedilmesinden sonra alınan kararla matem amaçlı siyah rengin kabul edildiğini belirtelim. Kaldı ki aynı kaygıların Trablusgarp için de duyulması bir çok Beşiktaşlı genci harekete geçirmişti. Mesela Abdülkadir Cami Baykurt Beşiktaş'ın 21 numaralı kurucu üyesiydi. Asker kökenliydi. Sürgün süsü verilen gizli görevle yıllar sonra meydana getirecekleri Trablusgarp direnişinin altyapısını hazırladı. Bütün sahayı didik didik etti. Çölün en bakir yerlerine ismi bile duyulmamış kabileleri ziyaret etti. Çölün en savaşcı așiretleri ile temasa geçti. Onlarla sıkı ilişkiler kurdu. Toplum nezdinde büyük ağırlığı bulunan din adamlarına halkı İtalyan emellerine karşı uyarması için telkinlerde bulundu.
Buraları İtalyanlara dar ettiler. Bu arada Kuşçubaşı Eşref, Süleyman Askeri, Ömer Naci ve Ömer Seyfettin gibi gençler Trablusgarp direnişi için gizli toplantılar tertip etti. Toplandıkları yer ise Beşiktaşlılara yabancı bir yer değildi. Beşiktaş'ın başkanı Mehmet Şamil Şhaplı'nın Beşiktaş'ın ilk kulüp binası olan Serencebey Konağı... Yani anlayacağınız Trablusgarp direnisin örgütlendiği semt ve yer (bina) Beşiktaş'a ait idi. Zaten bu direnişin başında bulunan Enver bir Beşiktaşlı idi.
Beşiktaş futbol takımı o dönemde en önemli ismi olan santrfor Asım'ı Çanakkale'de kaybetmiş mesela. Bir de Şair Kazım vardır ki mutlaka bilmek gerek. Şair Kazım Beşiktaşın 1915 yılındaki orta saha oyuncularından biri ve takım kaptanıydı. Arıburnu'nda şehit düştüğünde koynundan kana bulanmış bir şiir çıktı. Son kıtalarında "Biz 11 arkadaşız lakin arkamız daha var/ Bu zevk alemi dar zannedip de aldanalım/ Vakarlı hak gibi sakin nezih ve saf olalım/ Fakat bu hal ile kuvvet gibi cesur olalım" der.
Yani bu gün bizim Beşiktaş Marşı olarak bildiğimiz şiir, Şehit Kaptan Kazım tarafından Çanakkale'nin kanlı siperlerinde yazılmıştı. Siz hiç 10 yıl takımda görev yapmasına rağmen 2 defa forma giyen bir futbolcu duydunuz mu? İşte o ilginç orta saha oyuncusunun adı Cavit'dir. Beşiktaş Kulübü'nde hem top oynamış hem de senelerce hizmet etmişti. 1927de bir de şampiyonluk gördü. Ama onun daha farklı özellikleri vardı. Cavit Altındal, sporculuğunun dışında bir Teşkilat-ı Mahsusa ajanıydı. Kafkasya cephesinde İslam Orduları Sancağı altında Nuri Paşa'nın yanında savaşmıştı.
En yakın dostları ve takım arkadaşları olan Doktor Mehmet ile Bek Rıdvan'ı bu cephede kaybetmişti. Bundan ayrı Milli Mücadele döneminde Kuşçubaşı Eşref Bey'in önderliğinde Anadolu'ya silah kaçıran Beşiktaş Kulübü'nün en faal üyesiydi. Anlayacağınız vatan kurtarmaktan top oynayacak vakti olmamıştı. Hiç gol attı mı derseniz evet attı. Hayatı istihbarat sahalarında, İngiliz ve Ruslara karşı mücadeleyle geçen bir baba olarak hiç unutulmayacak bir gol attı.Öyle bir evlat yetiştirdi ki üstümüze kaotik planlar yapan Batı Medeniyeti'nin kale direklerini sarstı. Bu evladın adı Aytunç Altındal'dı... Fazlı Balcı (11/9/2026
Kaynak Kitap:Operasyon 1915 /Ozan Bodur
Beşiktaş’ın ilk futbol takımından 8 sporcu, Çanakkale Harbi’nde şehit olmuştur.
Beşiktaş Dergisi’nde yer alan habere göre, Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nden Beşiktaş Futbol Takımı Kaptanı Şair Kazım, Asım ve Rıdvan’ın parçalanmış bedenleri Çanakkale mevzilerinde bulunmuştur. Doktor Ali, Doktor Mehmet, Doktor Sabri ise, Kafkas Cephesi’nde tifüs sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir.
Bir süre sonra Beşiktaş, Baltalimanlı Muallim Sadi ile Behzat’ı da, savaşın ileri hatlarında vuruşurken kaybetmiştir.
Bu kadronun santrforu ve şuba kaptanı olan Şeref Bey’de, yedek subay olarak orduya katılmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın şiddetinin arttığı sıralarda Şeref Bey’de Romanya Cephesi’ne gönderilmiş. Takımdaki diğer arkadaşlarından Fahri ve kaleci Doktor Resul, gönüllü olarak Anadolu topraklarında savaşacak olan birliklere katılmıştır.
Beşiktaş’ın 1911 yılında kurulan ilk futbol takımının forvet oyuncularından biri olan Şehit Asım, Çanakkale Savaşı’nda savaşırken, bulunduğu mevzinin 2-3 metre ilerisinde yaralanmış olan bir askeri güvenli bir yere götürebilmek için yerinden kalktığı alda hemen yanına düşen top mermisi ile başı gövdesinden ayrılaran şehit olmuştur.
Cumhuriyet’in ilanından sonra Beşiktaş Belediye Meclisi tarafından ilçenin en seçkin sokaklarından birine “Şehit Asım Sokağı” adı verilmiştir.
Futbola ve edebiyata düşkün olan Kaptan Şair Kazım, spor yapmadığı zamanlarda şiir yazdığı için, takma adına şair denmiş. Çanakkale Harbi’nde çukura düşen bir gülle ile hayatını kaybetmeden önce bulunduğu cephede bile şiirler yazmıştır. “Biz Onbir Arkadaşız, Lakin Arkamız Var” mısrası zamanla “Beşiktaş Marşı” olarak yıllarca taraftarın satatlarda haykırdığı bir slogan olmuştur.
Beşiktaşlı atletlerde hafta içi İstanbul’a yakın il ve ilçelere silah kaçırıp, yarışma zamanlarındanda şehre dönerek Beşiktaş’ı temsil etmişlerdir. Milli mücadelenin şiddetlendiği dönemlerde de Beşiktaşlı “Hokeyci” Refik, Sakarya Harbi’ne katılmıştır. Düşman topçusu tarafından yollanan bir gülle sonucu iki ayağını da birden kaybetmiş ancak, Eskişehir Hastanesi’nde yapılan müdahaleler sonucu hayatı kurtulmuştur.
Beşiktaş’ın kurucularından olan Fethi Bey, 1907 yılında Bahriye Mektebi’ni bitirmiş ve rütbesi üsteğmenmiş. 1911 senesinde İngiltere’deki Bristol fabrikasında uçak pilotu eğitimi gördükten sonra İstanbul’a dönerek yüzbaşı rütbesine terfi etmiştir. Talat ve Cemal Paşa’lara uçuş dersleri vermiştir. Ancak, İstanbul-Kahire arasında tecrübe uçuşu sırasında Şimriye nahiyesi civarlarında 300 metreden yere çakılarak yardımcısı olan Sadık Bey ile birlikte şehit olmuşlardır.
Kaynak: www.besiktas.com.tr
Çanakkale şehidi Beşiktaş Kaptanı Kaptan şair Kazım - Kartallı Kazım
Bir gülle ile canından olmadan önce bulunduğu cephenin tehlikelerle dolu atmosferi içinde bile şiirler yazmıştı.
Siyah-Beyazlı kaptanın Çanakkale Harbi sırasında şehit düşmeden evvel yazdığı şiirin “Biz Onbir Arkadaşız, Lakin Arkamız Var” mısrası zamanla bir “Beşiktaş Marşı” olarak sporseverlerin yıllarca haykırdıkları bir slogan olmuştu statlarda.
Şair Kazım, Çanakkale’de mevzilendiği çukura düşen bir güllenin sırtında açtığı ölümcül bir darbe ile anında şehit düşmüştü.
Birliğindeki yakın silah arkadaşları, yerde cansız yatan bedeninden fırladığı anlaşılan bir kağıt parçasını hatıra olarak saklamışlardı.
Zira kağıtta çok anlamlı satırlar karalanmıştı şehidimiz tarafından.
Bu yukarıda sözünü ettiğimiz ve sonradan ağızlardan uzun yıllar düşmeyecek olan “Beşiktaş Şiiri”ydi Kaptan Kazım’ın:
“Hayatı süsledik izharı ittihatla bugün,
Yolunda gençliğin ulvi değil miydi birleşmek.
Sebatı bayrağımız yaptık, İ’tilamız için…
Neticesiz ve boş olmaz, sebatla hiçbir emek.
Dakikalar bize bir nağbe nişad olsun,
Kulübümüzde müceddet nücumu mevc vursun
Bu kainat bize hep gıpta ediyor isar,
Biz 11 arkadaşız, lakin arkamız daha var.
Bu zevk alemi dar zannedip de aldanalım,
Vekar, hak gibi sakin, nezih ve saf olalım.
Fakat bu hal ile, kuvvet gibi cesur olalım.”
Beşiktaş JK Müzesi
Türkiye’de spor tarihi ve kültürü adına ilk spor müzesi özelliğini taşıyan Beşiktaş JK Müzesi, 11 Aralık 2001 tarihinde İnönü Stadyumu içinde Türkiye’nin ilk özel spor müzesi olarak açılmış olup Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 28 Haziran 2007 tarih ve 112603 sayılı onayı ile tescil edilmiştir. Çağdaş müzecilik perspektifiyle yenilenen müze, Şubat 2017’de ziyarete açıldı.
Müzede, Kulübün kronolojisi, 1902’den günümüze ziyaretçilere geçmişten günümüze yolculuk yapabilecekleri on yıllık zaman aralıkları ile ayrımlanmış alanlarda döneme ait bilgileri edinebilecekleri bilgi alanları, objeler ve dijital uygulamalar yer almaktadır. Yalnızca futbol branşını değil, Kulüp bünyesindeki tüm spor dallarına ilişkin bilgiyi ziyaretçisiyle buluşturan Beşiktaş JK Müzesi, koleksiyonu ile bağlantılı olarak sporu ve sanatı bir araya getiren süreli sergiler düzenlenlediği bir geçici sergi alanına da sahiptir.
Futbol Tarihi
Her millet futbolu kendisinin bulduğunu iddia ederse de Ortaçağ’da İngiltere ve Fransa’da futbola benzer bir oyun oynandığı bilinir. Bu oyun sadece ayak ve kafayla değil, bugünki rugby gibi elle de oynanıyordu.
Bilhassa İngiltere’de çok tutulup adeta salgın halini aldı. Öyle ki 1314’te İngiltere’de Kral II. Edward’a futbolu her yandan şikâyet edip yasaklanması istendi. Esnaf, camlarının kırıldığından dert yandı. Anne babalar çocuklarının yara bere içinde kaldığından yakındı. Nihayet futbol yasaklandı. Ama kim dinler!
XVII. asırda inkişaf edip XIX. asırda rugby’ye dönüştü. İlk futbol klübü İngiltere’de kuruldu. Futbol nizamı ve kaideleri de İngiltere Futbol Federasyonu tarafından tespit edildi (1896).
Sporun Millîleştirilmesi
Türkiye’de modern sporun başlangıcı, eğer bir spor sayılırsa, futbol ile olmuştur. Futbolu sevdirenler de yerli ve yabancı gayrı müslimlerdir. İlk futbol maçları, 1875’te Selânik, 1880’de İzmir ve 1890’da İstanbul’da yapıldı. Müslüman gençler, sadece seyretmekle iktifa ediyordu. Zira devir, muhafazakâr bir devirdir. Halk için spor, hele futbol, ‘gâvur oyunu’ idi.
1894’te Bornova’da ticaretle meşgul İngilizler akşamları iş çıkışı futbol oynardı. 1897’de Moda’daki İngilizler arasında oynanır oldu. 1902’de ise İstanbul’da oturan Horace Armitage adında bir İngiliz, İngilizlerle Rumlar arasında Kadıköy Futbol Klübü’nü kurdu. Sonradan İngiliz Moda Klübü ve Rum Elpis Kulübü kuruldu. Bunların arasına katılan, evvela Kadıköy’de, sonra Moda’da oynayan bahriye mektebi talebesi Fuad Hüsnü ilk Türk futbolcusudur.
Siyah Çoraplar
1899’da İstanbul’da içinde diplomatların bile bulunduğu Türklerin kurduğu Black Stocking (Siyah Çorap) adında bir futbol klübü, Rumlarla yaptığı maçta 4-1 yenildi. Hükümet bu işten hoşlanmadı, klübün adı da bir daha duyulmadı. 1903’te 26 müslüman genç tarafından kurulan Beşiktaş Jimnastik Klübü’ne futbol oynamamak kaydıyla izin verildi. 1905’te İzmir’de futbol maçına çıkan gençler, mektepten atıldı. Otoriter idarelerde, bilhassa gençlerin bir araya gelip kulüpler kurması, siyasî endişeler sebebiyle hoş karşılanmaz.
Pazar Ligi - Cuma Ligi
1904’te İngilizler İstanbul’da halkın ‘Pazar Ligi’ dediği ‘Constantinople Football League’i kurdu. Cesarete gelen Türkler, 1905’te Galatasaray, 1907’de Fenerbahçe spor kulüplerini kurdu. Siyaseti kontrol altında tutan, ama halkı hususi hayatında rahat bırakmayı prensip edinmiş olan Sultan Hamid, spor kulüplerine tolerans gösterdi. Sporu, istihbarat vasıtası olarak kullanmak niyetiyle böyle yaptığını söyleyenler de vardır.
Futbol ve modern sporların revaç bulması, 1908’den sonradır. Bu devirde çok sayıda spor kulübü ortaya çıktı; futbol, bilhassa yüksek tabaka gençlerinin tutkusu haline geldi. 1912’de sadece Türk takımları için ‘Cuma Ligi’ kuruldu. [O devirde, Müslümanların tatil günü Cuma idi.] Anadolu’da bilhassa Rum ve Ermenilerin kurduğu yüzlerce spor kulübü ve bunların ligleri vardı. İttihatçılar, sporda hayli ileri olan gayrı müslimlere karşı, Türk kulüplerini destekledi; sporu milliyetçilik politikasının vasıtası olarak görüp kullandı. Hatta futbolun, ‘tepük’ adıyla eski bir Türk sporu olduğu ispata çalışıldı.
Kaynak:
www.ekrembugraekinci.com/article/?ID=769&g%C3%A2vur-oyunu-mu--mill%C3%AE-d%C3%A2v%C3%A2-mi-
Üikemizde Spor
Osmanlı İmparatorluğu zamanında gerek sarayda, gerekse bilhassa köylük yerlerde harb sporları hep itibar görmüş; gençler iyi bir binici, iyi bir atıcı olarak yetiştirilmiştir.
Osmanlı şehzâdelerinin yanı sıra, devlet adamı olarak yetiştirilmek üzere saray akademisine alınan gençler, usta birer sporcu idi. Sarayda, ‘lahanalar’ ve ‘bamyalar’ adı verilen iki takımın yaptığı müsabakalarda, padişah ve saraylılar da hazır bulunur; herkes bir takımı tutardı. Kazanana mükâfat verilirdi. Bu iki takımın varlığı, kendisi de iyi bir okçu olan Sultan I. Mehmed’in şehzâdeliğinde (1391) valilik yaptığı Amasya’ya kadar uzanır. Burada, şehzâdenin maiyetindeki sporcular, şehrin iki meşhur sebzesinin adıyla iki takıma ayrılıp müsabakalar yapardı. İstanbul’da bu iki takımın galibiyetleri adına dikilmiş hatıra taşlarda, lahana ve bamya sembollerini bugün bile görmek mümkündür.
Modern sporun insan hayatına girişi XIX. asır başlarında olmuştur. 1896’de antik çağ olimpiyatlarını diriltmek adına Atina’da 10 dalda yapılan oyunlara 14 ülke katılmış iken; 1936 Berlin olimpiyatlarında bu dalların sayısı 22’ye çıktı. Bugün yüzlerce ülkenin katıldığı olimpiyatlar, 40’a yakın dalda yapılmaktadır. Birçok sporun kökü, tarihin derinliklerine kadar uzanır.
Fenerbahçe
Fenerbahçe Kulübü'nün kurucularını bir araya getiren etken her birinin Kadıköylü ve ağırlıklı olarak Saint Joseph Lisesi çıkışlı olmalarıydı.
İstanbul’un işgal altında olduğu 1918-1923 arasında Türklerle işgal güçleri arasında bugün yıkılmış olan Taksim Kışlası’nda futbol maçları olur; kazananlar, savaş kazanmış gibi sevinirdi. Öyle ki 50 maçtan, 41’ini kazanan, 5’inde yenilen Fenerbahçe Kulübü, İngilizler tarafından kapatıldı. Hele Rum Pera ile Türk Fenerbahçe arasındaki maçlar, adeta bir Türk-Yunan harbi gibi heyecanlı geçerdi. Anadolu’da halk işgale reaksiyonunu bu yolla gösterirdi.
Galatasaray
Galatasaray Robert koleji tarafından Fransız lisesi ile kuruldu ajanlık faliyetlerinde bulundu hatta Fransızlar Osmanlı topraklarindan gittiğinde Galatasaray lisesine desteklerinden dolayı teşekkür mektubu bıraktı. GS bunu 70-80 yıl kadar müzede sergiledi.
Çok çok eskilere dayanıyor Mason - Gs dayanışması. Hatta Gs Lisesi eski adıyla Mekteb-i Sultani kurulduğundan günden bugüne adeta bir Mason fabrikası.
Masonluk ve Siyonizm, Yahudi kökenli olup, İsrail'in dünyaya hükmetmek için kullandıkları derin devlet ilişkileridir.
Peki İsrail'in kurucusu ve ilk Başbakanı David ben Gurion hangi lise mezunudur ? Tabii ki Gs Lisesi.
Ya ikinci ve en uzun dönem İsrail Başbakanlığı yapan İtzhak Ben Zvi hangi lise mezunu ?
O da tabii ki Gs Lisesi.
Yani.. Gs Lisesi, Siyonizm'in ve İsrail'in kurucularını yetiştirmiş bir Mason fabrikası. Daha bir çok devlet adamı yetiştirmiş, Mason ve Siyonizm'in hizmetine sunmuş.
Bunlardan biri de Arnavut Mason Şemseddin Sami Fraşıri. Arnavut yazar ve devlet adamı.
Arnavut Milliyetçiliğinin, (Rilindja Kombétare) manifestosu sayılan, Arnavutluk ne idi, ne olacak ? adlı kitap Şemseddin Sami Bey'e aittir.
Başkent Tiran'ın ana meydanında bu 3 kardeşin anıtı bulunur.
Mason Şemseddin Sami Fraşıri aynı zamanda, Gs'nin kurucusu Ali Sami Yen'in babasıdır.
Ali Sami Yen'in Gs'yi kurarken ki söylediği " Kuruluş amacımız Türk olmayan takımları yenmek" derken, ailecek Arnavut Milliyeçiliğinin önderleri olması da ayrı bi tezat konusu.
Sonuç olarak Gs Spor Kulübü'nün kurucusu ailecek Mason.
Prof. Dr. Yalçın Küçük yazdığı yazıda Hs Lisesi ve Masonluk için neler diyor bakalım.
Gs Lisesi'nin hedefinin Mason yetiştirmek olduğunu ve Türkiye'yi Gs Lisesi mezunlarının yönettiğini söylüyor.
Yine Yalçın Küçük diyor ki;..
Gs Lisesi, Alyans İsrail Okulları'nın Türkiye'de ki devamıdır. İbrani asıllı çocukları yetiştirmek ve yönetime hazırlamak için kurulmuştur.
Yukarda yazdığımız iki isim, İsrail kurucuları David ben Gurion ve İtzhak ben Zvi bunlara iki örnek.
Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Büyük Üstadı Remzi Sanver, Galatasaray Lisesi mezunu.
Gs Spor Kulübüne başkan olabilmek için aranan en büyük özellik ne ? Tabii ki Gs Liseli olmak. Nedenini ise şimdi daha iyi anlıyoruz.
Tarih boyu Gs başkanlarının %99'u Gs Lisesi mezunu.
Ve hepsi Mason.
Tarih boyunca Gs Lisesi'nden mezun olan başkanların isimleri aşağıda yazıyor.
Yakın tarihten bazı örnekler:
Ünal Aysal (3 Temmuz zamanı Gs Başkanı ): 33. dereceden skoc rti üstadı, Belçika masonları genel sekreteri.
Ali Dürüst: 30. dereceden T.C masonlar locası üstadı.
Adnan Öztürk: 33. dereceden Fransız masonlar locası büyük üstadı.
Faruk Süren: 33. derece Fransız masonlar locası büyük üstadı.
Ali Uras Kabataş - Erkek Lisesi ( Mason Rotary Kulübü var ), Faruk Süren - Alman Lisesi, Adnan Polat - Işık Lisesi ( Şimon Zvi ) ve Mustafa Cengiz ise Gaziantep Lisesi'ni bitirmiş.
Anadolu'da okuyan tek başkan Mustafa Cengiz.
Şimdi gelelim Lions ve Rotary Kulübü'ne.
Bir Mason Piramiti.
En üstte göz yani başkan var, aşağıya doğru silsile usülüyle 13'ler ve 33'ler meclisi ve sırasıyla gidiyor.
Altlarda ise Lions ve Rotary yazıyor.
Rotary Kulübü,"1905" tarihinde Amerika'da 33. derece masonların kurduğu bir kulüptür.
Lions ise 1917 yılında ABD'de Yahudiler tarafından kurulmuş bir kulüptür. Amaçları aynıdır..
İkisi de bir nevi Mason Derneği'dir. Üyeler arası iletişimi sağlamak, toplantı düzenlemek vs..
Lions'un ambleminde sağa ve sola dönük iki "Aslan" bulunur. Sola dönük aslan "Kıvanç Duyulan Hizmetleri", sağa dönük aslan ise "Geleceğin Aşamalarını" simgeler. Her ikisi de Yahudi Kültüründen kaynaklanan sembollerdir.
Gs Kongre Üyesi olan herkesin Türkiye'de ki bütün Rotary Kulüplerden anında %30 indirim kazanır.
Kabataş Rotary Kulübü, Fatih Terim'e üstün hizmet plaketi vermiştir.
Yine Galatasaray'a ait 1984 yılında kurulmuş bir Lions Kulübü bulunmaktadır.
Türkiye'de ki Rotary Kulüplerin en büyüğü ise İstanbul'da ki Büyük Kulüp'tür. Yasal Adı Circle D Orient.
Circle ismi aynı zamanda Tapınakçı ve Siyonistlerin yurtdışında ki yayın organının ismi.
Semboller bu örgütler için çok önemli. Keza Aslan sembolü de Masonluk ve Siyonizm'in mihenk taşlarından.
Elimden geldiğince 2 gündür anlatmaya çalıştım. Umarım faydalı olmuştur.
Herkes bilsin, herkes öğrensin.
Kaynak : Barney sayfasından alıntıdır.
3F Formulü
Cumhuriyetten sonra, dünyada artarak gördüğü alakaya paralel olarak futbol çok yaygın bir oyun hâline geldi. Adeta bir ‘milli dava’ oldu. 1969’da El Salvador ile Honduras’ın bir futbol maçı yüzünden savaşması ve 3000 kişinin bu yolda ölmesi gibi;
1967’de 43 kişinin ölümüyle neticelenen Kayseri-Sivas maçı sebebiyle iki şehir yıllarca birbirine düşman oldu; aynı ligde oynamaları 5 sene yasaklandı. O zamandan bugüne hemen herkesin yakından alâkadar olmasına, hemen her mecliste birinci mevzuyu teşkil etmesine rağmen, Türkiye hiç zaman dünya futbolunda söz sahibi olamadı. Portekiz diktatörü Salazar’a mâl edilen ve milleti 3F formülüyle (fado-fiesta-futbol) uyuşturduğuna dair söz, sadece faşist-diktatörlüklerde yaşayanların değil, bütün modern cemiyetin bu tutkusunu anlatmak için sıkça kullanılır.
Kıbrıslı merhum Nazım Adil’den işittiğimiz bir kıtanın burada yeri geldi:
Cümle alem koşar topun ardınca
Her işi unutur topa dalınca
Aklını yitirir bir gol atınca
Bir top için toptan verirler canı
Sen hele gör şu sabr-ı sübhanı